Havuzun keyfini gece-gündüz çıkarabileceksiniz.Evinizdeki huzur ve rahatlığı aramayacaksınız.
ÇILGINLIĞIN ORTASINDAKİ HUZUR ADASI
ÇILGINLIĞIN ORTASINDAKİ HUZUR ADASI
4 гостя
1 спальня
2 кровати
1 ванная
4 гостя
1 спальня
2 кровати
1 ванная
Пока вы ни за что не платите

Gün olur, sıcak bir gülümseme ruhumuzu ısıtır. Gün olur, içten bir “evladım” denmesi günümüze keyif katar. Gün olur, samimi bir “hoşgeldiniz” ile karşılanmak bizi mutlu eder.

Жилье

Çağdaş yaşam dedikleri, iki kenarı keskin bıçak gibidir. Bir yandan hak ve özgürlükleri geliştiriyor, diğer yandan bireyselleşmeyi artırıyor. Sık sık dile getirilen, “ah o eski zamanlar. Nerede o eski insani ilişkiler…” hayıflanmaları, bilinçaltında gizlenen özlemlerimizin dışa vurumudur aslında.

Gün olur, sıcak bir gülümseme ruhumuzu ısıtır. Gün olur, içten bir “evladım” denmesi günümüze keyif katar. Gün olur, samimi bir “hoşgeldiniz” ile karşılanmak bizi mutlu eder.

Nerede ve kiminle olursak olalım bizi biz yapan değerleri ararız. Tanımasak da, bilmesek de. Yaşamın ve insan yapısının en temel ihtiyacıdır bu değerler. O değerleri unuttuğumuz zaman insanlığımızı ve kimliğimizi unutmuşuz demektir.
Bu değerlerdir bizi dimdik ayakta tutan, yaşama, hayata dört elle sarılmamıza sebep. Öyle bir uçurumdayız ki, kaybettiğimiz her bir değerimiz bizi de çekiyor diplere.

Şimdi gelelim bu girizgahı neden yaptığımıza.

Tatilimi geçirmek üzere Bodrum'a geldim. Gerçi gelirken Bodum'un çılgınlıkla anılması, televizyonların magazin programlarında sabahlara kadar süren hareketli yaşam beni biraz ürkütmedi değil. Sonuçta gençlik çağlarını geride bırakmaya başlamış birisi olarak gençlerle veya hala genç kalabilenlerle aşık atacak değildik. Ama bir yandan ilk kez Bodrum'a gelme isteği ağır basınca, "oralarda benim gibiler için de uygun yerler vardır mutlaka" düşüncesine sığınarak uygun yer aramaya başladım.

Aklıma bir arkadaşımın yıllar önce bahsettiği Bitez geldi. Ne demişti arkadaş bakayım, ha hatırladım; "Bodrum'un en güzel koyunun ve temiz denizinin bulunduğu yer." Şu internetin gözünü seveyim. Kısa bir araştırmadan sonra değişik bir yer gözüme ilişti. Taş ve ahşabın adeta içiçe geçtiği BoraBora Apart. O güne kadar apartlara karşı soğuk olmama karşın internetteki görüntüleri beni cezbetti.

Sabah saatlerinde BoraBora Apart’ın önündeydim. Beni otelin Müdürü Sultan Hanım karşıladı. Kaydımı yaptırıp odama çıktım. Öyle bol yıldızlı ama soğuk otellere hiç benzemiyordu. Bir sıcaklık hissediyorsunuz girince. Öyle koca bir apartmanı aparta dönüştürmemişler. 10 apart var ve her biri birbirinden bağımsız birer ev. Bağımsız banyoları, ebeveyn yatak odası, salonu ve kanepeleri, açık mutfağı. TV, kablosuz internet ağı. Ağustosun ortasında klimaya gerek yok. Apartlar Konya taşından yapıldığı için serin içerisi.

Valizimi bırakıp kendimi denize veya havuza atmadan önce hafif bir kahvaltı için bahçeye indim. Çiçekler arasında havuz kenarındaki masalardan birine oturdum. Sonradan Sultan Hanım’ın kardeşi olduğunu öğrendiğim bir hanımefendi geldi ve ne istediğimi sordu. Marketlerden alınmış klasik kahvaltı beklerken ev yapımı kahvaltılar geldi önüme.
Kahvaltıdan sonra havuza attım kendimi, ardından bir süre havuz kenarında güneşlendim. Sahili de merak etmiyor değilim tabii. Karşı kaldırıma geçtim, sahildeydim. İçimdeki huzuru anlatamam. Tepenize dikilen kimse olmadan denizin tadını çıkarmak ne güzelmiş. Çünkü şezlonglar ve şemsiyeler ücretsiz. Hafif bir meltem esintisi eşliğinde yanımda buz gibi içeceğim, elimde kitabım denizin, güneşin keyfini çıkardım.

Ama asıl güzel ve beni çeken kısmı akşam saatlerinde başladı. Denizden çıkıp aparta geldim. Bunlar ilk günümün gözlemleri. Duşumu aldım. Doğal olarak yemek yemem lazım. Bir ara sahildeyken nerede yemek yenebileceğini araştırmış, birkaç yeri gözüme kestirmiştim. Üstümü değiştirdim aşağı indim. Benim gibi konuklardan birisiyle selamlaştık üç beş kelimeden sonra "yemeğe gidiyorum" (URL HIDDEN) burada yiyeceğiz" cevabını alınca ne sorulur; "burada yemek çıkıyor mu?" Ne de olsa apart. Mutfağı içinde. Ama çıkıyormuş. Satı teyzenin ev yemekleri hem de. BoraBora apart bir aile işletmesi. Başlarında anneleri Satı teyze varmış. Öyle restoran gibi değil. Ne yemek istiyorsan, "Satı teyzeeeeee" diye sesleniyorsun. "Söyle evladım" karşılığını alınca, "ben gözleme yiyeceğim" veya mantı veya köfte... Ya da canınız ne istiyorsa. Bahçedeki bambu masalardan birisine kuruldum ve "Satı teyzeee iki gözleme yemek istiyorum" dedim. Gelen cevabı bile turizm yörelerinde unutmuşuz; "tamam evladım, ama 15 dakika bekle hamuru açıyorum..."
(Evladım… Ne zamandır işitmediğim bir hitap şekli.)

Nasıl yani... Hamuru da mı burada açıyorsunuz? Evet, hamur da burada açılıyormuş. Yani marketten alınmış yufka değil. (Satı teyze sadece yemek yapmıyor. Gerektiğinde otelin CEO’su, gerektiğinde yanlışını gördüğü herhangi bir konuğunu karşısına oturtup çocuğunu azarlar gibi azarlayan tam bir bilge Anadolu kadını.)

Bu arada akşam çökmüş, ışıklar yanmıştı. Bahçenin güzelliği, ışıların havuzdaki yansıması bu kez farklı geldi gözüme. Apartlarda kalanlar da inmeye başladılar.

O sırada işçi kılıklı biri elinde tamir malzemeleri ile yanımdan geçti. Siz olsanız ne düşünürsünüz? “Apartlardan birinde tamire ihtiyaç var, otelin çalışanı tamir etmeye gidiyor.” İşçi kılıklı kişinin işçi değil Satı teyzenin oğlu olduğunu, otel inşaatı sırasında o koca taşları sırtında taşıdığını, otelin ahşap kısımlarını eskitilmiş mobilya tarzında kendisinin yaptığını, yani buraların gizli kahraman olduğunu öğrenince, “aile işletmesi dedikleri buymuş” demekten kendimi alamadım. Derken gözlemeler geldi.
Tüm konuklar ışıl ışıl aydınlatılmış bahçenin o huzur veren havasında buluşmuşlar. Sanki yıllardır tanışıyorlarmışçasına samimi bir atmosferdi. Satı teyze ve kızları ile kadın konuklar kafeteryanın önünde sohbet ediyorlar. Erkekler kendi aralarında gündemdeki konuları masaya yatırmışlar. Sohbet konuları da öyle havadan sudan değil. Sosyo-ekonomik konular, insan ilişkileri, çocuklar, iş-güç. O samimiyet, unutulmaya yüztutan insani ilişkilerden kaynaklanıyor. Hiçbirisi kendisini müşteri olarak görmüyor, adeta ailenin bir parçası gibi hissediyordu.

Sohbet güzeldi ama gelmişken Bodrum’un çılgın gecesini görmemek olmazdı. Gecenin ilerleyen saatlerinde çılgın gecelerini şöyle uzaktan seyretmek için minibüse atladığım gibi soluğu Bodrum'da aldım. Minibüsler hemen kapının önden geçiyor. On dakika sonra Bodrum’daydım. Ama iki saat zor dayanabildim. Dedim ya, bizden geçmiş. 01'de geri geldim. İyi ki gelmişim, okeye dördüncü arıyorlarmış. Kaçar mı?
Oyun bittiğinde saat sabahın 4'ü olmuştu. Artık yatma zamanıydı. Yarın yine aynı güzel döngüyü yaşamak için biraz uyumak gerekiyordu.

Apartıma çıktım, geniş balkonda sabaha 5 kala gökyüzünün o eşssiz manzarasını içime çektim. O manzara kuru kuruya gitmezdi elbet, soğuk içeceğimi aldım, bir süre sessizliğin sesini dinledim. Ve; “hayatımda sükunetin beni bu kadar mutlu edeceğini ve huzur vereceğini hiç düşünemezdim” diye mırıldanarak başımı koydum yastığa.

Sabaha karşı yatmama karşın çok erken kalkmama ben bile şaşırdım. Ama beni asıl şaşırtan başka bir şey vardı. Daha doğrusu dışarıdan gelen ve uyanmamı sağlayan o ses; “heyy millet hadi kalkın. Fırından taze ekmekler aldım, şu kahvaltı sofrasını kuralım...”

Balkona çıktım. Gördüğüm manzarayı başka bir turizm bölgesinde ve tesisinde görmek mümkün değil.

Otelde kalan konuklardan biri sabahın erken saatinde fırına gitmiş, mis gibi kokan taze ekmekleri almış ve diğer konukları bahçeye, kahvaltıya çağırıyor. Farkındayım uzattım. Hülasa, hani unutmaktan şikayet ettiğimiz o insani ilişkiler var ya, BoraBora Apart’ta hala yaşıyormuş...

Pekiyi böylesine bir huzurun sebebi nedir?

Muhtemelen otelin sahiplerinden kaynaklanıyor bu huzur iklimi. Hani “söyle evladım” diyen satı teyze var ya, otelin CEO’su aynı zamanda. Gerektiğinde bir anne gibi konuklarına nasihatte bulunur. Yetmezse resmen ve alenen kızar, azarlar. Kimse şikayetçi değildir bu durumdan. Hani vardır ya, “anne” adını verdiğimiz o kutsal varlık, kızsa da, bağırsa da “iyi ki varsın” dediğimiz. Satı teyze sanırım o manevi iklime götürüyor konuklarını.

HER ŞEY PARA OLMUŞ
“75 yaşındayım evladım” diye söze başlıyor Satı teyze. “Çok güzel günlerimiz de oldu, zor günlerimiz de. Zor da olsa günlerimiz, birbirimizi hep sevdik. Sevgi ile büyüdük. Küçükler hepimizin çocuklarıydı, büyükler hepimizin annesi-babası. Yüreklerimiz sevgiden, saygıdan başka bir şey tanımadı bizim” diye devam ediyor mantıya kızdırıdğı yağı eklerken.
“Otelde kalanlar benim evladımdır. Konuklarımdır. Her şey para olmuş. Ben sevemedim bugünleri. ‘Allah razı olsun’ cümlesi bazen liradan daha kıymetlidir. Veya bir çocuğun gözlerindeki mutluluk. Hah işte 75 yaşıma geldim. Hak vaki olduğunda ne götüreceğim öbür tarafa. ‘Allah razı olsun’ diyenin duası, mutlulukla bakan çocukların o gözleri lazım bana. Çocuklarıma da aşılamaya çalıştım bunları. Sonuçta evladım, baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş…”


Удобства
Беспроводной Интернет
Интернет

Цены
Доплата за каждого последующего гостя Бесплатно
Общайтесь только через Airbnb
В целях безопасности никогда не переводите деньги и не общайтесь за пределами сайта или приложения Airbnb.
Подробнее

Правила дома

Parti vermek yasak. Diğer konaklayan misafirlerimiz rahatsız olmaması adına. Sigara içmek yasak değil. evcil hayvan kabul ediliyor. Ekstra ücrete tabidir.


Отмены

Свободные дни
1 ночь — минимальная продолжительность бронирования

Отзывов пока нет

У этого хозяина 2 отзыва о другом жилье.

Просмотреть другие отзывы
Бодрум, ТурцияНа сайте с апрель 2014
Профиль пользователя Bora Apart

BORABORA APART'IN RUHU
Çılgınlığın ortasında huzur adası

Çağdaş yaşam dedikleri, iki kenarı keskin bıçak gibidir. Bir yandan hak ve özgürlükleri geliştiriyor, diğer yandan bireyselleşmeyi artırıyor. Sık sık dile getirilen, “ah o eski zamanlar. Nerede o eski insani ilişkiler…” hayıflanmaları, bilinçaltında gizlenen özlemlerimizin dışa vurumudur aslında.

Gün olur, sıcak bir gülümseme ruhumuzu ısıtır. Gün olur, içten bir “evladım” denmesi günümüze keyif katar. Gün olur, samimi bir “hoşgeldiniz” ile karşılanmak bizi mutlu eder.

Nerede ve kiminle olursak olalım bizi biz yapan değerleri ararız. Tanımasak da, bilmesek de. Yaşamın ve insan yapısının en temel ihtiyacıdır bu değerler. O değerleri unuttuğumuz zaman insanlığımızı ve kimliğimizi unutmuşuz demektir. Bu değerlerdir bizi dimdik ayakta tutan, yaşama, hayata dört elle sarılmamıza sebep. Öyle bir uçurumdayız ki, kaybettiğimiz her bir değerimiz bizi de çekiyor diplere.

Şimdi gelelim bu girizgahı neden yaptığımıza.

Tatilimi geçirmek üzere Bodrum'a geldim. Gerçi gelirken Bodum'un çılgınlıkla anılması, televizyonların magazin programlarında sabahlara kadar süren hareketli yaşam beni biraz ürkütmedi değil. Sonuçta gençlik çağlarını geride bırakmaya başlamış birisi olarak gençlerle veya hala genç kalabilenlerle aşık atacak değildik. Ama bir yandan ilk kez Bodrum'a gelme isteği ağır basınca, "oralarda benim gibiler için de uygun yerler vardır mutlaka" düşüncesine sığınarak uygun yer aramaya başladım.

Aklıma bir arkadaşımın yıllar önce bahsettiği Bitez geldi. Ne demişti arkadaş bakayım, ha hatırladım; "Bodrum'un en güzel koyunun ve temiz denizinin bulunduğu yer." Şu internetin gözünü seveyim. Kısa bir araştırmadan sonra değişik bir yer gözüme ilişti. Taş ve ahşabın adeta içiçe geçtiği BoraBora Apart. O güne kadar apartlara karşı soğuk olmama karşın internetteki görüntüleri beni cezbetti.

Sabah saatlerinde BoraBora Apart’ın önündeydim. Beni otelin Müdürü Sultan Hanım karşıladı. Kaydımı yaptırıp odama çıktım. Öyle bol yıldızlı ama soğuk otellere hiç benzemiyordu. Bir sıcaklık hissediyorsunuz girince. Öyle koca bir apartmanı aparta dönüştürmemişler. 10 apart var ve her biri birbirinden bağımsız birer ev. Bağımsız banyoları, ebeveyn yatak odası, salonu ve kanepeleri, açık mutfağı. TV, kablosuz internet ağı. Ağustosun ortasında klimaya gerek yok. Apartlar Konya taşından yapıldığı için serin içerisi.

Valizimi bırakıp kendimi denize atmadan önce hafif bir kahvaltı için bahçeye indim. Yemyeşil çimler ve çiçekler arasında, masalardan birine oturdum. Sonradan Sultan Hanım’ın kardeşi olduğunu öğrendiğim bir hanımefendi geldi ve ne istediğimi sordu. Marketlerden alınmış klasik kahvaltı beklerken ev yapımı kahvaltılar geldi önüme.

Kahvaltıdan sonra sahildeydim. İçimdeki huzuru anlatamam. Tepenize dikilen kimse olmadan denizin tadını çıkarmak ne güzelmiş. Çünkü şezlonglar ve şemsiyeler ücretsiz. Hafif bir meltem esintisi eşliğinde yanımda buz gibi içeceğim, elimde kitabım denizin, güneşin keyfini çıkardım.

Ama asıl güzel ve beni çeken kısmı akşam saatlerinde başladı. Denizden çıkıp aparta geldim. Bunlar ilk günümün gözlemleri. Duşumu aldım. Doğal olarak yemek yemem lazım. Bir ara sahildeyken nerede yemek yenebileceğini araştırmış, birkaç yeri gözüme kestirmiştim. Üstümü değiştirdim aşağı indim. Benim gibi konuklardan birisiyle selamlaştık üç beş kelimeden sonra "yemeğe gidiyorum" burada yiyeceğiz" cevabını alınca ne sorulur; "burada yemek çıkıyor mu?" Ne de olsa apart. Mutfağı içinde. Ama çıkıyormuş. Satı teyzenin ev yemekleri hem de. BoraBora apart bir aile işletmesi. Başlarında anneleri Satı teyze varmış. Öyle restoran gibi değil. Ne yemek istiyorsan, "Satı teyzeeeeee" diye sesleniyorsun. "Söyle evladım" karşılığını alınca, "ben gözleme yiyeceğim" veya mantı veya köfte... Ya da canınız ne istiyorsa. Bahçedeki bambu masalardan birisine kuruldum ve "Satı teyzeee iki gözleme yemek istiyorum" dedim. Gelen cevabı bile turizm yörelerinde unutmuşuz; "tamam evladım, ama 15 dakika bekle hamuru açıyorum..."

(Evladım… Ne zamandır işitmediğim bir hitap şekli.)

Nasıl yani... Hamuru da mı burada açıyorsunuz? Evet, hamur da burada açılıyormuş. Yani marketten alınmış yufka değil.

(Satı teyze sadece yemek yapmıyor. Gerektiğinde otelin CEO’su, gerektiğinde yanlışını gördüğü herhangi bir konuğunu karşısına oturtup çocuğunu azarlar gibi azarlayan tam bir bilge Anadolu kadını.)

Bu arada akşam çökmüş, ışıklar yanmıştı. Bahçenin güzelliği bu kez farklı geldi gözüme. Apartlarda kalanlar da inmeye başladılar.

O sırada işçi kılıklı biri elinde tamir malzemeleri ile yanımdan geçti. Siz olsanız ne düşünürsünüz? “Apartlardan birinde tamire ihtiyaç var, otelin çalışanı tamir etmeye gidiyor.” İşçi kılıklı kişinin işçi değil Satı teyzenin oğlu olduğunu, otel inşaatı sırasında o koca taşları sırtında taşıdığını, otelin ahşap kısımlarını eskitilmiş mobilya tarzında kendisinin yaptığını, yani buraların gizli kahraman olduğunu öğrenince, “aile işletmesi dedikleri buymuş” demekten kendimi alamadım. Derken gözlemeler geldi.

Tüm konuklar ışıl ışıl aydınlatılmış bahçenin o huzur veren havasında buluşmuşlar. Sanki yıllardır tanışıyorlarmışçasına samimi bir atmosferdi. Satı teyze ve kızları ile kadın konuklar kafeteryanın önünde sohbet ediyorlar. Erkekler kendi aralarında gündemdeki konuları masaya yatırmışlar. Sohbet konuları da öyle havadan sudan değil. Sosyo-ekonomik konular, insan ilişkileri, çocuklar, iş-güç. O samimiyet, unutulmaya yüztutan insani ilişkilerden kaynaklanıyor. Hiçbirisi kendisini müşteri olarak görmüyor, adeta ailenin bir parçası gibi hissediyordu.

Sohbet güzeldi ama gelmişken Bodrum’un çılgın gecesini görmemek olmazdı. Gecenin ilerleyen saatlerinde çılgın gecelerini şöyle uzaktan seyretmek için minibüse atladığım gibi soluğu Bodrum'da aldım. Minibüsler hemen kapının önden geçiyor. On dakika sonra Bodrum’daydım. Ama iki saat zor dayanabildim. Dedim ya, bizden geçmiş. 01'de geri geldim. İyi ki gelmişim, okeye dördüncü arıyorlarmış. Kaçar mı…

Oyun bittiğinde saat sabahın 4'ü olmuştu. Artık yatma zamanıydı. Yarın yine aynı güzel döngüyü yaşamak için biraz uyumak gerekiyordu. Apartıma çıktım, ahşaptan geniş balkonda sabaha 5 kala gökyüzünün o eşssiz manzarasını içime çektim. O manzara kuru kuruya gitmezdi elbet, soğuk içeceğimi aldım, bir süre sessizliğin sesini dinledim. Ve; “hayatımda sükunetin beni bu kadar mutlu edeceğini ve huzur vereceğini hiç düşünemezdim” diye mırıldanarak başımı koydum yastığa.

Sabaha karşı yatmama karşın çok erken kalkmama ben bile şaşırdım. Ama beni asıl şaşırtan başka bir şey vardı. Daha doğrusu dışarıdan gelen ve uyanmamı sağlayan o ses; “heyy millet hadi kalkın fırından taze ekmekler aldım şu kahvaltı sofrasını kuralım…”
Balkona çıktım. Gördüğüm manzarayı başka bir turizm bölgesinde ve tesisinde görmek mümkün değil.
Otelde kalan konuklardan biri sabahın erken saatinde fırına gitmiş, mis gibi kokan taze ekmekleri almış ve diğer konukları bahçeye, kahvaltıya çağırıyor.
Farkındayım uzattım. Hülasa, hani unutmaktan şikayet ettiğimiz o insani ilişkiler var ya, BoraBora Apart’ta hala yaşıyormuş…

Район

Похожие объявления